• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/pages/Karsniya-KAPI-K%C3%96Y%C3%9C/387816791306924?fref=ts
  • https://twitter.com/karsniyali
    • 6. Acı Su ve Yayla Festivalinden
    • Kışlalarımız (Yaylalar)
    • Oktay AKPINAR'ın arşivinden
    • Yasak'dan
    • Panteb'dan
    • Sözü olan erlerin meydanı "Cami Kapısı"
    • Kürdevanın eteğinde "Karsniya Koyunları"
    • Muhtarımızın
    • Festivalimizden 2019
    • Karsniya'da Kış
    • Ertuğrul AKPINAR arşivinden
    • Cami Kapısı Sohpetlerinden
    • Şifa kaynağımız "ÇERMİK"
    • Camimiz
    • Alettebler
    • Karsniyaspor Antrenmanda
                 Herkes bilir ki insanların başka yerlere göç etmesi; geride bıraktığı anılarını, yaşadıklarını, çocukluğunu, gençliğini, daha nice adet ve geleneklerini unutturmaz. Pazardan meyve aldığın zaman meyvelerini, yemeğe oturduğunda yemeklerini hatırlarsın.
                 Gurbetteki anne başlar saymaya; pişinin, lokumun ballısından, ketenin peynirlisi, katmerin yağlısından söz eder. Erişteyi, sironu tarif eder. Özlem gidermek için tutmaç aşı yapılır. Makarna için memleketten acı peynir "güveç peyniri" ısmarlanır. Tepside etli patatesin, bakır güvecinde "koçop" ta toprak kapta fasulyenin, tavadaki kuymak ın tadını hatırlamamak olanaksızdır. Fırından sıcak ekmek alınmışsa acı peynir akla gelmez mi? Mısır unu alırsın döğmeç yapmak için. Ne var ki ne ekmeği ne de yağı aynı tadı vermez.
Bu sefer döner çobanlıkta yediğin peyniri, kert ekmeği anlatırsın çocuklarına. Bir de masada otururken yer sofrasına bağdaş kurup oturduğumuzu, büyük bakır sinileri, evin büyüğü başlamadan eline kaşık alınmayacağını hatırlatırsın
Çocuğunu hastanede sünnet ettirirken kirveni, sana alınan hediyeleri hatırlarsın. Torununu parka götürdüğünde kaydıraklar, karda kaydığın " sıka" kızağı getirir gözünün önüne. Yine tahterevalliyi gördüğünde ise hoçovrela gelir aklına. Hoçovrela tahterevallinin sırıklardan yapılanıdır, köy yerlerinde. Ses çıkarması için de sırığın mile Geçtiği boşluğa kömür sürülürdü. İp atladığın, çelik çomak oynadığın, "nazar, nazar ne gezer" gezdiğin arkadaşlarını hatırlarsın hayal meyal... Çocukların o gürültüleri arasında. Çocukluğuna gidersin.

                     Hatıralarından başını kaldırıp uyandığında ise artık geri dönülmez bir dünyada olduğunun farkına varırsın. . Ama zaten memleketten anı olsun diye getirdiğiniz tarpoşlu bakır sahanlarla, bir şeker kerpeteni, eski bir kahve değirmeni vitrinin bir köşesindedir.
                    Onlar unut maya karşı bir direnç abidesi gibi durur vitrininizde

                    Artık köy hayatı vitrinin bir köşesinde küçük bir yere taşınmış ve sığdırılmıştır. Ama göç edenlerin, o topraklarda doğup büyüyenlerin yüreklerindeki yeri yaşanmış bir ömür kadar büyüktür.. O vitrine değil yaşadığı kente bile sığmayacak kadar büyük.
                     İki hemşeri bir ev oturmasında buluştuğunda anılara dönüp onları yeniden yaşamaya başlamışsa belki de o akşam anıların içinden çıkamadan gece biter. Bu da eski Artvin'in gurbette sohbetlerde yaşatılmasıdır.
Hayat bir bütün, ve o bütünü kucaklayan bir süreçti bizim için. Herkesin için olduğu gibi...Sevinci, coşkusu, heyecanı ile davulu, zurnası akordeonu ile düdüğü, tulumu ile, halayı, horonu türküsü ile, üzüntüsü, kırgınlığı, yorgunluğu, dargınlığı, gerginliği ile acısı tatlısı ile umutları beklentileri, yazı, güzü, kışı baharı ile o hayat bizimdi...
                       Yolumuz yoktu. Suyumuz yoktu. Elektriğimiz yoktu. Ama dış dünyanın bütün baskılarından, yansımalarından uzaktık. Sadece doğa ile mücadele ediyorduk. Bugünkünden daha mutluyduk Gülerdik, oynardık, türküler söylerdik. Geleceğe dönük umutlarımız vardı. Hayallerimiz de, yüreğimizde büyüktü. Dağlarda bizimdi, dereler de.. Bağlar da bizimdi bahçeler de. Hüzünler de bizim mutluluklar da bizimdi...
               Bence kendi açımdan bunca yoksulluk ve zorlu bir yaşantıya rağmen insanların bu günkünden daha mutlu görünmelerinin önemli nedenlerinden birinin insanın insanla mutlu olmasıydı. Bu mutlulukta zamanın koşullarından kaynaklanıyordu. İnsan insana daha çok zaman a yırıyordu. Komşu komşuya, arkadaş arkadaşa, aile bireyleri biri birine. Hem iş içinde beraber, hem boş zamanlarında beraberdi. Bu beraberlik bir taraftan insanın insanı daha çok tanımasına, insan sıcaklığını daha çok hissetmesine hem de dostluk ve dayanışma duygularının gelişmesine katkı sağlıyor.
                Hiç kimsenin işinin yerde kalmamasına özen gösteriliyordu. Bu günkü gibi gemisini yüzdüren kaptan sayılmıyor, olumsuz bir kişilik olarak değerlendiriliyordu. Bu günün insanı kapitalist ilişkilerin tutsağı olmak zorundadır. Dönen büyük çark onun hayatına yön verir. O artık tüketim toplumunun bir bireyi olmuştur. İstese de o çerçevenin dışını çıkması zordur. Bir başka nedense hiçbir teknoloji ve iletişim aracına sahip olmayan zamanın toplumu dünyayı kendi gördüklerinden ibaret sanıyordu. Üç aşağı beş yukarı herkes kendisi gibiydi. Bir kısım insanlar padişahların görkemli hayatlarını, göz kamaştıran saltanatlarını anlatsa da. Halkın gözünde neden duygusu yaratmıyordu. Çünkü o padişahtı. Onun hakkıydı, görkemli bir hayat... insanlar sorgulamayı bilmiyorlardı. Oda dönemin eğitimim yapılanmasının bütünlüklü yapılanmasından kaynaklanan bir duruştu.
                 Güvenlik sorunu olmayan bir coğrafyanın çocuklarıydık.Yoksulduk, ama hırsızlık yapılmazdı. Dolandırıcılığın ne demek olduğunu kimse bilmezdi. Kavga olmazdı. Suç işlenmezdi. Başkalarının hakkına tecavüz edilmezdi. Kimse" muzevirlik" yapmazdı.
              Halk en büyük sıkıntıyı ormancılarla yaşardı. O alandaki suç dosyamızda hatırı sayılır derecede kabarıktı. Ruhsatiyesiz oduna giderde yakalanırsak ormancılar baltamızı, ipimizi zincirimizi alırlardı. Ama gene de baş edemezlerdi. Çünkü odunsuz kalamazdık.Başka çaremiz yoktu. İkinci sorunlu alanımız yaylalardaki sınır davalarımızdı.

DİĞER ŞİİR VE YAZILARI




0 Yorum - Yorum Yaz
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam49
Toplam Ziyaret342721
Saat
Hava Durumu
AlışSatış
Dolar32.824332.9559
Euro35.598035.7406